“Hapis İçinde Hapis Hayatı”

Posted on 5 Ağustos 2013

0


Cumhuriyet gazetesinden Esra Açıkgöz 28 Temmuz 2013 cuma günü LGBT mahpusları konu alan uzunca bir yazı kaleme aldı. CİSST’ta Özel İhtiyaçları Olan Mahpuslar Projesi”ni yürütmekte olan sosyolog Mustafa Eren’le yapılmış olan röportaja ve hapishaneden gelen mektuplara da yer verilen yazıyı okuyucularımızla paylaşıyoruz:

Hapis içinde hapis hayatı

Kimlikleri ortaya çıktığında koğuş arkadaşları ve gardiyanlar tarafından tacize, şiddete hatta tecavüze maruz kalıyorlar. Yöneticiler tarafından ‘güvenlikleri’ni sağlamak gerekçesiyle aylarca hücrede tutuluyorlar. Aileleriyle bağları çoktan koptuğu için daha da yalnızlığa mahkûm ediliyorlar. Türkiye’deki ceza sistemi onları görmezden geldiği için LGBT’liler hapis içinde hapis hayatı yaşıyorlar.

Esra Açıkgöz

Cezaevinde olmak zordur, kuşkusuz. Ama ben size şimdi ondan daha zorunu anlatacağım; günlerinizi, aylarınızı, yıllarınızı cinsel kimliğiniz yüzünden koğuşta değil de, tek kişilik bir hücrede geçirmek zorunda kaldığınızı düşünün; üstelik yine sırf cinsel kimliğiniz yüzünden ailenizin sizden sesini bile esirgediğini, hiç arayıp soranınızın olmadığını, kimsesiz bırakıldığınızı… İşte onların çoğu bunu yaşıyor, “onlar” şimdiye kadar üzerinde hiç düşünmediğimiz, yaşadıkları tecavüzün, tacizin, tecritin çığlığını duymadığımız cezaevindeki LGBT’liler. Sayıları bile bilinmiyor. Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), Özel İhtiyaçları Olan Mahpuslar Projesi’yle bu sessizliği bozmak için yola çıktı. Sadece LGBT’lileri kapsamıyor proje, engelli, yaşlı ve yabancı uyruklu mahpuslar da hedefte, ama biz bu sefer LGBT’lilere öncelik verelim istedik. CİSST’ten proje sorumlusu Mustafa Eren, projeyi, cezaevine girip çıkmış Murat Yoldaş yaşadıklarını, cezaevindeki iki LGBT’liyse mektuplarıyla bize şu anda yaşadıklarını anlattı. Söz önce Eren’de.

– Hapisteki LGBT’lere dair herhangi bir istatistikten bahsetmek mümkün mü?
– Adalet Bakanlığı’nın, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün bu konuda açıkladığı bir istatistik yok. Daha da kötüsü bu konuda verilmiş soru önergeleri, bireysel başvuru hakkı kullanılarak yapılmış başvurular henüz cevaplanmış değil. Özel İhtiyaçları Olan Mahpuslar projesine başladıktan sonra gördük ki devletin, ilgili idarelerin elinde ne LGBT ne de engelli, yabancı uyruklu, yaşlı mahpuslara ilişkin bir çalışma, bu mahpusların özel ihtiyaçlarını gözeten, onlara nasıl yaklaşılması gerektiğini düzenleyen bir yönetmelik, bir idari politika var.
– Cezaevindeki LGBT’li bireyler üzerine şimdiye kadar konuşulmadı, hatta ne yazık ki pek de düşünülmedi. Bu konuda proje başlatmaya nasıl, neden karar verdiniz?
– Proje, LGBT mahpusların yanı sıra engelli, yaşlı ve yabancı uyruklu mahpusları da kapsıyor. Adından da anlaşılacağı gibi “özel ihtiyaçları olan” mahpus gruplarını odağına alan bir çalışma bu. Bu mahpus grupları Türkiye’de gündeme dahi gelmiyor. Neler yaşadıkları, ne tür uygulamalarla yüz yüze kaldıkları bilinmiyor. Türkiye’de hapishaneler açlık grevleri, ölüm oruçları, yangınlar, kötü üçüncü sayfa haberleriyle anılıyor sadece. Bu cenderede siyasi mahpuslar örgütlü yapıları nedeniyle taleplerini gündeme taşıyabilme becerisine sahipken adli mahpuslar bundan da yoksun. Projemiz, bu mahpusların bazıları için ses olabilmeyi, sorunlarını tespit edip çözüm önerileri sunabilmeyi amaçlıyor.
– Cezaevindeki LGBT’lerin yaşadıkları en büyük sorunlar neler?
– Sorunları mekân, sağlık ve gündelik yaşam olarak üç başlıkta ele alınabilir. Mekânsal anlamda LGBT’lere ilişkin düzenlemelerin olmadığını görüyoruz. Derleyebildiğimiz verilere göre Türkiye’de translar için koğuşu olan sadece üç hapishane var; Sincan, Maltepe ve Çorum. Bu üçü dışında, translar ameliyat olmuş ve kadın kimliğine sahiplerse kadınlar koğuşuna yerleştiriliyor veya boş bir koğuş, hücre varsa orada tutuluyor. Türkiye’de hapiste tutulduğu sürenin önemli bölümünü tek kişilik hücrelerde geçirmek zorunda kalmış LGBT mahpuslar var. Bu tecrit nedeniyle AİHM tarafından Türkiye mahkûm da edildi… Mahpus trans değil gay ise ve eşcinsellerin tutulduğu koğuşa geçmek istiyorsa eşcinsel olduğuna dair rapor almalı. Bu süreçse cinsel organlarının muayenesini yani teşhirini içeriyor ve bu uygulamayı insanlık onuruyla bağdaştırmak mümkün değil.
Sağlık konusuna gelirsek; öncelikli sorun, hormon tedavisi görürken hapishaneye giren transların tedavilerinin yarım kalması. Devlet cinsiyet değişimini, hormon tedavisini karşılanması gereken bir sağlık gideri olarak görmüyor. Yok sayıyor. Bu taleple revire çıkmak, hastaneye gidebilmek dahi mümkün değil.

Gündelik yaşamda karşılaşılan sorunların başındaysa ayrımcılık var. LGBT’ler bir yandan personelin, diğer yandan hapishanelerde tutulan diğer insanların ayrımcı tutumlarına maruz kalabiliyor. Bu ayrımcılık dört duvar arasında yaşandığında çok daha katı ve insanın yaşantısının yirmi dört saatini kapsar hale geliyor. LGBT’ler genellikle, diğer mahpuslardan korunmaları gerektiği gerekçesiyle hapishanenin sosyal alanlarına çıkarılmıyor. İşliklerde çalışmalarına izin verilmiyor. Hapis içerisinde hapis hayatı yaşatılıyor. Görülmeyen ve gündelik yaşamı çekilmez duruma getiren başka sorunlar da var. Hapishanedeyken epilasyon yaptıramayan, kantinde ağda bulunmadığı durumlarda tıraş olmak zorunda kalan ve kendini kadın hissetmesine rağmen istemediği durumda yaşamak zorunda bırakılan insanlar var. Çoğu aileleriyle bağı olmayan bu insanlar soyadı tutmadığı için seçtikleri üç kişi dışında diğer arkadaşlarınca ziyaret edilemiyor.
– Sorunu çözmek için acil yapılması gerekenler neler?
– Mekânlar düzenlenmeli, LGBT’lerin hapishanelerin sosyal tesislerinden yararlanmasının önü açılmalı, farklı sağlık sorunları olabileceği kabul edilip giderleri karşılanmalı, gündelik yaşama ilişkin düzenlemeler için LGBT’lere danışılmalı ve özel ihtiyaçları karşılanmalı. Son olarak; hapishanede bulunan LGBT, engelli, yabancı uyruklu, yaşlı mahpuslardan mektuplar bekliyoruz. Adresimiz; Kamerhatun Mah. Hamalbaşı Cad. Üstündağ İş Merkezi No: 14/139 Galatasaray-Beyoğlu/İstanbul.

Hücre bile cennet gibi geldi

Ben, Murat Yoldaş. Diyarbakırlıyım. 28 yaşındayım. Eşcinselim. Cezaevinde LGBT’li olmanın zorluklarını mı, sordunuz. Anlatayım, ama önce cezaevine giriş hikâyemi bir dinleyin: Diyarbakır’da doğmak siyasetin ortasında olmak demektir. Bu da bolca şiddet görmek, birkaç kere cezaevine girmek anlamına gelir. Velhasıl ben de üç kere cezaevine girdim. İlkinde 16 yaşındaydım. İkincisi 2003’te, sonuncusu 2005’teydi. Toplamda bir yıl kaldım. Neyse ki hepsinde siyasi tutuklularlaydım, çünkü adli tutuklular arasında bir LGBT’linin tecavüz tehlikesinden kurtulamayacağını herkes bilir. İlk girdiğimde, küçüktüm, dolayısıyla kendimi çok da tanımlamış değildim. Ancak ikinci girişimde kendini bilen, kimliğini savunan bir LGBT bireydim. Fark edilebiliyordum. Ama ben hiç dillendirmedim durumumu. Yüzüme karşı homofobik söylemde bulunmadılarsa da sonradan hakkımda konuşulduğunu duyuyordum… Üçüncü deneyimim en kötüsüydü. Bir odada üç kişiyle kalıyorduk, yalnız olabileceğiniz bir mekân yok ve kendinizi gizlemeniz mümkün değil. Bir defterime sadece LGBT derneklerinin adreslerini yazmıştım, onları gördükten sonra başlayan bir dayatmayla açıldım koğuş arkadaşlarıma. Bir yandan da istiyordum açılmayı, çünkü başıma taciz, tecavüz gibi bir olay gelirse, birileri bilsin diyordum. Bilsinler ki, korusunlar. LGBT’li bir bireyseniz kendinizi cezaevi gibi bir yerde o kadar korunmaya aç hissediyorsunuz ki. Her tarafta alışık olmadığınız erkek muhabbeti var. Erkek söylemin en diri tutulduğu yerde, tam merkezindesiniz ve kaçacak yeriniz yok. Dolayısıyla ayak uydurmak, fark edilmemek, tacize uğramamak için 24 saat mücadele ediyorsunuz. Tam bir işkence! Bütün bu nedenlerle koğuş arkadaşlarıma açılma ihtiyacı duydum. Ama onlar beni odadan atmak istediler, çünkü bunun hastalık olduğunu düşünüyorlardı. Beni en şaşırtan 15 gardiyanla odadan zorla çıkartılmam oldu. Dört ay hücrede kaldım, yalnız. Neyse ki ailem ziyaret ediyordu. Açıkçası yalnızlığıma rağmen hücrede daha mutluydum. Çünkü homofobi dediğiniz cidden hastalıklı bir şey. Hayatınızın her alanını mahvediyor. 24 saat eril zihniyetin içinde olmaktan kurtulduğum için hücre bile cennet gibi geldi.

Cezaevinde unutulmak çok ağır

“Ben 20 yaşımda bir gencim” diyerek başlıyor cezaevinden yolladığı mektuba, “Beş aydır Çorum Cezaevi’ndeyim. Beş ay öncesi Uşak Cezaevi’nde yatıyordum. Ancak gay olduğum ortaya çıkınca beni buraya sevk ettiler.”
Evet, işte bu yüzden bu haberde adı yok onun ve ne yazık ki sokaklara dökülebilmiş bir çığlığı da. Uşak Cezaevi’ndeyken gay olduğu anlaşılınca büyük zorluklar çekiyor, sadece koğuş arkadaşlarıyla alakalı değil, görevliler yüzünden de: “Konumum ortaya çıktıktan sonra cezaevi idaresi seni koğuşta tutamayız, dedi. Hücrede kaldığım sürede çok zor günler geçirdim. Görevli memurlar tarafından elle ve sözle cinsel taciz ve şiddete maruz kaldım.”
Şimdi, eşcinselleri kabul eden Çorum’da, ama yine yalnız, yine tek başına hücrede, buraya sevk edilirken kurduğu hayallerin hepsi yerle bir. Zira Uşak’ta “gay olduğu”, Çorum’daysa “gay olmadığı” gerekçeleriyle tecrit altında tutuluyor, “Eşcinsel olduğuma dair raporum olmadığı gerekçesiyle koğuşa vermediler, geldiğimden beri tek kişilik odada kalıyorum. Beş aydır rapor için hastaneye göndermediler” diyor. Daha da kötüsü durumunu öğrendikten sonra ailesi ve yakınları da elini çekiyor ondan, aramıyor. “Kaldığım odada bir radyo bile yok” diyerek anlatıyor cezaevindeki hayatını, “Maddi durumumun hiç olmaması sebebiyle televizyon alamıyorum. Dünyada ne olup ne bitiyor hiç haberim yok… 24 saat boyunca duvar bana ben duvara bakıyorum… Maddi sorunumdan dolayı temizliğimi bile zaman zaman yapamıyorum. Kaldığım hücreye yakın hücrede kalan arkadaşlar ara sıra temizlik malzemesi veriyorlar…”
İntiharı düşündüğü zamanlar bile oluyor. “Bu hayatta” diyor, “Allah’tan başka kimsem kalmadı. İki yıl cezam kaldı. Bu iki yılı nasıl geçireceğim bu yoklukta bilemiyorum. Daha çok zor günler beni bekliyor. Aslında burada konumumla ilgili çok daha acı şeyler yaşadım, ama bunlara (cezaevi şartları gereği) mektubumda yer veremedim.”
42 numara topuklu ayakkabının hayali bile güzel

“Kaldığım cezaevinde kurum müdürümüz bizi anlıyor, elinden geleni yapıyor. Sorun yok yani. Ancak Ankara L2’de kalanlar cımbızın bile kısıtlı verildiği gibi konularda dert yanıyor. Çorum L Tipi’ndekiler, Eskişehir H Tipi’ndekiler hep personel şiddetinden yakınıyor. Aslında hepimizin ortak bir sorunu bulunuyor: ‘ameliyat’ masrafı, ‘lazer epilasyon’ gibi sağlık giderleri, SGK kapsamında olmadığı gibi, Adalet Bakanlığı da bu sağlık masrafını karşılamıyor. Özetle ‘ameliyat’ parası için devlet suça veya fuhuşa vatandaşını mecbur bıraktığını göremiyor… Benim en büyük sıkıntım mı? 42 numara, babet kışlık ve yazlık, yüksek topuklu ayakkabı… Her yerde satılmıyor ve memur da ücreti ödesek dahi bulamıyor. İnanın, internetten 42 numara kadın ayakkabısı modellerine bakarak avunmak bile burada mutlu ederdi beni”.

 
Reklamlar
Posted in: Basın