Rosida Amedli “VoltaÇark” Kitabını Pembe Hayat’a Anlattı

Posted on 15 Haziran 2015

0


Hevi LGBTİ İnisiyatifi aktivistlerinden Rosida Amedli hapishanedeki LGBTİ’lerin deneyimlerini aktardığı kitabı “VoltaÇark”ı PembeHayat.Org‘a anlattı.  Röportajı sizlerle paylaşıyoruz.

“VoltaÇark” Hapiste LGBTİ Olmayı Anlatıyor

Hevi LGBTİ İnisiyatifi kurucu aktivistlerinden Rosida Amedli uzun süredir üzerinde çalıştığı “VoltaÇark” kitabını okuyucu ile buluşturuyor. Kitapta Türkiye hapishanelerinde bulunan eşcinsel ve transların hak ihlalleri, deneyimleri anlatılıyor.

Kitabın yazarı 21 yaşındaki Rosida Amedli ile PembeHayat.Org için bir söyleşi gerçekleştirdik.


Öncelikle Rosi Da kimdir, neler yapmaktadır, hayalleri nelerdir?

Rosida Amedli, 21 yaşında, altı kardeş sahibi, ailesiyle yaşayan, hastanede işçi olarak çalışan birisidir. Politik bir noktaya ve özgün bir mücadele alanına dikkat çekmek için Kürdistanlı bir eşcinsel olarak kendini tanımlar.

Bu kitap tam olarak ne ile alakalı? Kitabın kurgusu nasıl?

Voltaçark kitabı Türkiye hapishanelerinde LGBTİ bireylerin yaşadıkları hak ihlallerini anlatmak amacıyla yapılmış bir kitap çalışmasıdır. Hapiste LGBTİ Olmak, kişi hangi nedenle içeri girmiş olursa olsun, içeride yaşanılan hak ihlallerini duyurmak için yapılmış bir çalışmadır. Hâlâ cezaevinde olan veya cezaevi deneyimi olmuş kişilerin cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimi yüzünden yaşadıkları hak ihlallerini içermektedir.

Yaşanılan hak ihlallerinden bazıları şunlardır: taciz, tecavüz, zorla saç kestirme, ‘‘Güvenlik’’ gerekçesiyle tekli hücrelerde tutma, cinsel yöneliminden kaynaklı istemediği halde hastaneye götürülme, genel cerrahi bölümünde anal ilişki yaşayıp yaşamadığını öğrenmek için makattan parmaklama, psikiyatrik muayene ile eşcinsel olduğuna dair rapor almaya zorlama… Ayrıca “Güvenlik’’ gerekçesiyle iş yurtlarında çalışmasına imkân vermeme, açık cezaevi hakkından mahrum bırakma, hapiste verilen meslek ve sosyal etkinliklerde yer almasını engellemeye dikkat çekmek istenmektedir. 

Bu kitap, daha önce cezaevinde kalmış veya hâlâ içeride bulunan kişilerle yapılan röportajlardan oluşur. Hapiste bulunan kişilerle mektuplaşma yöntemiyle, diğer kişiler ile ise bir araya gelmek suretiyle röportajlar yapılmıştır.

Böyle bir kitap yazma fikri nasıl ortaya çıktı? Yazım ve araştırma sürecinde neler yaşadın (olumlu/olumsuz; belki komik anektodlar)?

Bu kitap fikri Bafra T Tipi Cezaevi’nde Avşa adında bir trans kadının V…. İsminde bir  gardiyan tarafından tecavüze uğraması, gardiyanlar tarafından meydan dayağına maruz kalması, yaşadığı olaylar karşısındaki hukuki mücadelesinde engellere takılması, dayanamayıp jiletle intihar girişiminde bulunması; intiharla yaşadıklarından kurtulamayınca  da 60 günlük açlık grevine girmesi ve en sonunda “Açım, ölmek istemiyorum” diye haykırması ile bu seslerin sesi olmak gerekir diye düşündüm. Bunun gibi bir çok hak ihlalinin olduğunu düşünerek böyle bir çalışmaya başladım. Zaten daha önce kendim de 21 Ay Kocaeli Kandıra 1 Nolu F Tipi’nde içeride kalmıştım. Bu acıyı yaşayan biri olarak bunları anlatmadan ve arıza çıkarmadan içeride LGBTİ bireylere yaklaşımın değişmeyeceğini düşündüm. 

Yazım ve araştırma sürecinde özellikle en çok zorlandığım nokta içeride bulunan arkadaşlarla iletişim kurmak çok zordu. Çünkü hikâyelerini mektuplaşarak öğreniyordum. Mektuplaşmalarda iletişim kopukluğu olurdu. Mektuplarda şu cezaevlerinde yaşadıklarımı yazamam yazarsam mektup sana ulaşamaz diyenler oldu. Bazılarına yazdığım mektuplara hiç cevap alamadım. En rahat içeri giriş çıkmış olanlarla görüştüm. Kitap çalışmasını yürütürken hep hüzünlü anlar yaşadım.


Kitap sanıyorum kişilerin özgün hikayelerini de içeriyor. Senin için en sana dokunan, seni etkileyen ya da ilginç dediğin bir hikaye oldu mu?

Kitaptaki tüm hikâyeler ilginç çünkü sıradışı bir hayat anlatılıyor. Gerçekten tüm hikâyeler beni çok etkiledi. Nasıl anlatsam… Mesela deterjanla yıkanan var, makattan parmaklanan, üzerindeki kadın kıyafetlerini almasınlar diye 40 gün çıkarmayan var… Tekli hücrede tutuluyor çoğu; bu da psikolojik işkence. Bazı cezaevi müdürlerinin kzılar diye hitap etmesi bazı yerlerde koğuş sisteminin olması ve içeride askere, gardiyana aşık olan trans kadınların hikayeleri biraz içimi ferahlattı. Aşkın olması insana nefes aldırtıyor.

Bu kitapla neyi hedefliyorsun? Kimlere ulaşmasını bekliyorsun?

Kitap hak ihlallerini belgeleştirmek amacıyla yapılan bir çalışmadır. İçeride yaşanan hak ihlallerini yetkili kurumlara duyurmak ve stö, lgbti dernekleri, insan hakları derneklerinin bu alana dikkatini çekmek ve çalışmalarını sağlamayı hedefliyorum. Kitapla topluma temas etmek ve kimliklerimizden kaynaklı birçok alanda olduğu gibi burada da yaşanan acılarımızı anlatmak istedim.

Hapishanede LGBTİ olmak meselesi Pembe Hayat’ın da uzun süredir üzerinde çalıştığı, savunuculuk yaptığı, raporlaştırmaya çalıştığı bir alan. Pek çok sorun, şikâyet ve hak ihlalleri olduğunu biliyoruz. Senin açından bunların çözümüne dair nasıl öneriler geliştirilebilir? 

Pembe Hayat derneğinin bu alandaki çalışmalarını biliyor ve takdir ediyorum. Bu alan için bir stö ağının olması gerekiryor. İçeriyle sürekli iletişim halinde olmak, onların sahipsiz olmadığını yetkili kurumlara hissettirmek gerekir. Bu alanda stö ağının içeridekilere hukuki ve dayanışma desteği sunması gerekli.

İzmir’deki “Pembe Cezaevi” mevzuu hakkında neler düşünüyorsun? 

Bu alanla ilgili dernekler, zaten genel yaklaşımını ortak bir basın açıklaması ile deklare etmişlerdi. Aynı tekrara girmek istemiyorum. Bu konuya ilişkin kitapta kısaca belirttik. Adalet bakanlığı da farkındadır. Özellikle trans kadınların tekli hücrelerde tutulmaları uluslararası ve BM işkence önleme komitesinin de kararlarını çiğniyor. Yaşanan bu hak ihlallerini ortadan kaldırmak için böyle bir cezaevinin yapımına gidiyor. 2015 yılında inşasına başlandığını 2017 yılında açılacağını Adalet Bakanlığı trans bir kadının sorduğu soru üzerine cevapladı. Bu bir ayrıcalık “özel”lik değil; ayrımcılığın ispatıdır. Bu cezaevinin yapımı kendisiyle beraber birçok farklı sorun da getirecek. İçerideki LGBTİ bireylere yapılan bu ayrımcılık ve hak ihlallerini Adalet Bakanlığı ortadan kaldırmak istiyorsa içerideki LGBTİ bireyleri ve bu alanda çalışan dernekleri dinlemesi gerekiyor. Fikirlerini sorması gerekiyor. Öyle yaptım da oldu olmaz… İnsanların hayatı söz konusu.


Kitap ne zaman basıma girecek ve okuyucuyla buluşacak? Yayıncısı kim? Ve nasıl ulaşılabilecek?

Kitap bu ara iki dilli Kürtçe ve Türkçe olarak basılacak. Toplumsal farkındalık ve bilinç artırma amacıyla olduğu için kitap parayla satılmıyor. Friedrich-Ebert-Stiftung Derneği’nin destekleriyle basılıyor. Buradan Friedrich-Ebert-Stiftung Derneği’ne teşekürlerimi sunmak isterim. Haziran ayında 1bin tane basacağız. Kitabı, Adalet Bakanlığına, Sağlık Bakanlığına, Başbakanlığa, Cumhurbaşkanlığına, cezaevlerine, cezaevi kütüphanelerine, cezaevindeki trans kadınlara, üniversite kütüphanelerine, sivil toplum örgütlerine, İHD’ye, kadın derneklerine, LGBTİ derneklerine, İmralı Cezaevi’ne, HDP’nin belediyelerine, Kürt Hareketi’nin tüm kurumlarına ve yeni meclise girecek partileri ayırt etmeksizin tüm vekillere, eşe ve dosta dağıtacağız.

VoltaÇark Kitabı ile alakalı Rosida ile İstanbul LGBTİ Onur Haftası programı kapsamında 23 Haziran 2015 tarihinde Cezayir Toplantı Salonu’nda saat 18:30’da bir araya gelebilirsiniz. “Duvarın Ardındakiler” panelinin sosyal medya etkinlik davetine bu linkten erişebilirsiniz.

(Alican Kalan, Pembe Hayat)

pembe_parmakliklarha
Reklamlar