Yastık Parası

Posted on 25 Ocak 2016

0


Rosida Koyuncu’nun Kaos GL’ye yazmış olduğu haberi sizlerle paylaşıyoruz. 

Ekim 2015’te Kadıköy de oturan Okyanus adında trans bir kadın arkadaş bana ulaştı. İçerde trans bir kadın arkadaşı olduğunu cezası bitmesine rağmen 5 aydan fazla süredir tahliye olmadığını aktardı. Kadıköy’de Okyanus ile bir araya geldik ve olaya dair daha ayrıntılı bilgilendim.

Cezaevindeki trans kadın Gökçen İzmir 1 No’lu cezaevinde kalıyor. Cezasının Nisanda bitmesi gerektiği halde hâlâ bırakılmayınca olaya dair ne yapabiliriz diye düşündük. Okyanusa gelen mektuplardan kendisine infazının yandığına dair bir durumun belirtilmediğini öğrenince üç yöntem deneme kararı aldık. İHD’nin Akdeniz Şubesinden avukatların Burdur’a gitmesini sağlama, Bu olaya dair CİSST derneği aracılığı ile ceza tevkif evlerine duruma dair bilgilendirme başvurusu yapma bir diğer durum ise olaya dair haber yapmak olduğuna karar verdik. Etkin Haber Ajansı’nda haber yaptık, CİSST derneği bilgilenme başvurusu yaptı. İHD’den doğru avukat ziyareti için başvuru yaptık.

Geçen hafta Gökçen, CİSST Derneğine mektup yazmış. Mektupta yaşadıkları ayrıntılı yazmış. 6 sayfalık mektubunda Gökçen şunları anlatıyor:

“Ben daha önce 2007 yılında bir dosyam vardı. O süreçte oryantallik yaparak geçimimi sağlıyordum. İkamet ettiğim bir adresim olmadığı için mahkemeden bir tebligat ve mahkeme sonucu elime ulaşmadı. Yakalandığımda 2 yıl 6 ay ceza aldığımı öğrendim. Ben takipsizlik ile sonuçlanmış diye düşünüyordum.

“Bursa E tipi cezaevinde cinsiyet kimliğinden hapis içinde hapis yaşıyordum. Tekli hücrede tutuluyordum. Ben koğuşa geçmek istiyorum diye idarecilere belirtmeme rağmen taleplerimi ciddiye almıyorlardı. Onlara göre benim tekli hücrede kalmam gerekiyordu. Normalde disiplin suçu işleyenler hücrede tutulur. Ben herhangi bir disiplin suçu işlememiştim. Eşcinsel olmam onlara göre herhalde suçtu. Sıkıntıdan patlamak üzereydim. Parasızlıktan gardiyandan her sigara istediğimde Küfürlere maruz kalıyor ve yüzüme mazgalı kapatıyorlardı.

“Bunlara artık dayanamadım ve hayatıma son vermek istedim. Kaldığım tekli odada küçük ıslak bir bezin içinde biraz pamuk, meyve suyu kutuları, sigara izmariti vardı. Ben kuru tarafından yaktım. Dumandan kendimi zehirleyerek öldürmek istedim. Zehirleyeceğim gün idareye bir dilekçe yazdım. Dilekçemde bana bir şey olursa cezaevi yöntemimi sorumludur dedim.

“O bezi ateşe verdim. Dumandan bayıldım, bir ara gardiyanların beni yerden sürükleyerek hücreden çıkardıklarını fark ettim. Odada Hücrenin fotoğraflarını çekip yastık yaktığımı ve devlet malına zarar verdiğime dair bana dava açtılar. Fakat ölmek üzere olan ve devletin himayesinde olan benim yastık kadar değerim yoktu. Ben devletin vatandaşı ve malıyım neden beni düşünmüyorlar. Sadece yastığı düşünerek beni hücre içinde hücre cezası verdiler. Ben tekli hücrede çıkmak içinde ölümü göze alırken onlar beni 3 gün tekli hücrede havalandırmaya bile çıkamayacak şekilde ceza  verdiler. Sadece tekli hücreyle keşke kalsa bana 5 Ay 23 günde hapis cezası vererek infazımı da yaktılar. 11 Temmuz 2015 tarihinde infazım bitti. Verilen bu cezada eklenince 2 yıl 11 ay 23 gün oldu. Ben bu cezaya itiraz edecektim. Bana en fazla bir ay yatacaksın çıkacaksın dediler. Niye uğraşacağım dedim. Fakat 5/1 yatacaktım.

“Normalde Nisan 2015 te çıkacaktım. Ramazan ayında vardiya değişimi sırasında yine parasızlıktan sigara istedim vermeyince müdürü çağırın dedim. Aradan beş dakkika geçmeden robokop ile içeri girip darp ettiler. Ben Adalet bakanlığına kapalı zarf içinde yaşadıklarıma dair mektup yazdım. Bana cevap olarak İzmir  1 Nolu cezaevine sevk çıktı. Orada Tv yoktu ve  yalnızlıktan dayanmadım cama ipi asarak kendimi asmaya çalıştığım esnada koridordan gardiyan görmüş odaya müdahale ettiler ve beni engellediler. Bu sefer kendimi öldürmeye çalıştığın için ceza vermediler. İşlem yapmadılar. Sıkıntılarımı anlattımbana biraz yardımcı oldular. Can güvenliğimi sağlamayacaklarını belirttip beni İzmir 4 nolu cezaevine eşcinsellere ait bir koğuşa yolladılar. O koğuşta daha önce kavgalı olduklarım vardı. Bu sefer ben sevk istedim. Beni bu sefer Burdur E tipi Cezaevine yolladılar.

“Burdur cezaevinde biraz rahat ederim diye düşündüm ama her yerde olduğu gibi yine sorunlarla karşılaştım. Burada açıkcezaevine gitme hakkımın olduğunu öğrendim. Açık cezaevine  eşcinselleri gönderemediklerine iyi halli olanlara belirli günlerde dışarı yollayabiliyorlar. Antalya da yaşayan ve aynı cezaevinde kalan bir arkadaşım dışarı çıkıyordu ama ben çıkamıyordum. Bende bu durumum için cezaevi idaresini savcılığa şikayet ettip idare bana düşman oldular. En sonunda bana  Antalya da gidebileceğin bir adres bize belirt sana yardımcı olalım dediler. Ben Antalya da Kalan arkadaşımın adresini verdim. Arkadaşımın çıktığı gün bana da izin vereceklerdi. Arkadaşım gitti bende neden böyle yapıyorsunuz bende hani gidecektim dedim. Bana tamam birazdan çıkarsın dediler. Bende telefon yok Antalya’yı bilmeme arkadaşıma da ulaşamazdım. Tek başıma Antalya sokaklarında dolandım. Bir çok hakkımızı kullanamıyoruz. Telefonla kimseyi arayamıyorum. Sen zorlamadan haklarını bilmeden ve istemeden idareciler uygulamıyor. Ben buradan artık çıkmak istiyorum. infazımı yaktıranda ve benim hala içerde olmama sebep olan idarecilerin ve infaz rejimin biz travestilere ve eşcinsellere yaklaşımıdır.”

 

20 Ocakta LGBTİ örgütleri ve CİSST Adalet bakanlığı ile görüşme yapacak. Görüşmede LGBTİ mahpusların sorunları ve çözümlerine dair bir görüşme sanırım. Ben de bu görüşmeye katılmak isterdim. Fakat bazı durumlardan kaynaklı katılamıyorum. Katılacak heyet ve Adalet bakanlığın temsilcilerine buradan seslenmek istiyorum. Cezaevlerinde LGBTİ mahpusları tekli hücrede tutmanın Anayasada, TCK, infaz rejimine dayandıramadıklarını kendileri de çok iyi biliyor ve bu hukuksuzluğun farkındalar. Çükü tekli hücrede kalmak için ağırlaştırılmış müebbet ceza almak gerekir, disiplin suçu işlenmiş ise 15 gün geçici olarak tekli hücrede tutulur. Bulaşıcı hastalığı olanın da tekli hücrede tutulması anlaşılır. LGBTİ’leri ‘güvenliğinizi sağlıyoruz’ diyerek tekli hücrede tutmanın hukukla bağdaşan bir yönü olmadığı gibi bu insanların sadece beden güvenliğini düşünmek de sorunludur. Beden güvenliği sağlanırken ruhu paramparça ediliyor. Tecritin getirdiği sonuçlardan bir tanesi de Sevgili Gökçen’dir. İnfazını yakmasına sebep olan bu politikalardır. Onların güvenliğini sağlıyoruz diyerek iyi niyet göstergesi olamaz. Bu resmen hukuksuzluk olduğu gibi sorun üreten bir mantıktır. Tecritin bir insanlık suçu olduğunu belirtmek sanırım çok bilmişlik olmaz.

Peki ne yapılmalı sorusuna ise ilk temel önerim şu olacaktır. İçerdeki mapusların yaşadıklarını dinleyin, eğer onlara dair bir politika belirliyorsanız. Önce içerdeki mahkumları daha sonra bu alanda çalışan sivil toplum örgütlerini dinlemeniz nacizane fikrimdir. LGBTİ hapishanenin yapılıp yapılmamasından tutalım, böyle bir hapishanenin getirileri ve götürülerini tartışmak gerekiyor. Böyle bir hapishanenin nasıl bir işleyişi olmalı konusunda deneyimler ve sorunların çözümüne dair bir ışık olabileceğini düşünüyorum. Şahsen böyle bir mekana dair bir çok çekincem var. Nazi kampına dönüşmeyeceğini nerden bileyim. Böyle bir hapishaneye şahsım adına gelecekte içeri girme potansiyeli yüksek biri olarak girmek istemem. Sorunların çözümünü isteyen bir mantık hapishanelerin toplumsal sorunlar çözen bir çözüm olmadığını bilmelidir.

 18 Ocak 2016
Reklamlar